KONUYU OKU
ARAŞTIRMALAR (GÜNCEL KONULAR)
74. HZ. PEYGAMBERİMİZE KARŞI SALDIRILARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

HZ. PEYGAMBERİMİZE KARŞI SALDIRILARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 

 Hz. Peygamberimize vahiy gelinceye kadar “emin” ismini verenler vahiy gelip insanlar yavaş yavaş İslam’a yöneldikçe hazmedememe, bir de menfaat ve imtiyazlarına zarar gelir endişesiyle gecikmeden hemen düşman oldular. Dün “emin” diyenler bu gün deli, mecnun, nesli kesik, halkı birbirine düşüren kişi diye gözden düşürmeye çalıştılar. Aslında hakka tepki geleneği tarihin ilk günlerinden beri bazen alay, bazen söz, bazen vurarak, bazen tehdit ve bazen de öldürerek olmuştur. Çünkü aşağıdaki ayetlere dikkat edersek bu süreci görürüz.

 

Maide 27- Ey Resulüm, Ehli kitaba, Âdem’in iki oğlunun haberini hakkıyla oku. Onlar, Allah rızasını kazanmak için kurban kesmişlerdi (hayır işlemişlerdi) de birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan (Kâbil) diğerine “Seni muhakkak öldüreceğim, demişti” Kardeşi ona şöyle cevap vermişti: Allah, ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder. 28- Yemin ederim ki eğer beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.

 

Not: Kabil ve takipçileri olan aynı kompleks sahipleri hep saldırıcı rolde yer almaktadırlar.

 

Mümin 26- Firavun dedi ki: Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o, Rabbine dua etsin. Çünkü ben, onun, dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde bir fesat çıkarmasından korkuyorum.

 

Not: O gün Firavun, Hz. Musa’nın İslami mücadelesini fitne olarak değerlendirmesi, bugün batının İslami mücadeleye İslam terörü demesine zemin hazırlamıştır. Müslümanı terörist gibi görmek Firavun mantığıyla bakmaktır.

 

Hud 91- Onlar şöyle dediler: Ey Şuayb! Biz, senin söylediklerinin çoğunu iyice anlamıyoruz ve seni de içimizde hakikaten zayıf (aciz) görüyoruz. Eğer aşiretin olmasaydı muhakkak seni taşla öldürürdük. Senin bize karşı hiç bir üstünlüğün ve kıymetin yok (ancak dinimize bağlı aşiretinin önemi vardır).

 

Not: İnkârcı azgınlar o gün taşla, takipçileri de bugün tehdit, tank, top, tüfek ve uçakla imanı saf olan müslümanları öldürmektedirler.

 

Buruc 8- Müminlere kızdıkları da ancak Aziz, Hamid olan Allah’a iman etmeleri idi.

 

Not: Uhdud mezalimini yapanlar gibi günümüzdeki inkârcı karakter sahipleri de isme, cisme ve cinsiyete bakmadan iman edenlere karşı basit sebepler uydurarak aslında Allah ile savaşıyorlar.

 

Asrı saadette İslam’ın önünü kesmeye çalışanların torunları ne acı ki bugün de İslami uyanışın önünü kesmeye çalışmaktadırlar. Özellikle 11. yy’dan beri Oryantalizm müslümanların açıklarını aramakta, inançlarına şüphe sokmakta, ırkı ve rengi farklı diye müslümanları birbirine düşürmeye çalışmaktadır.

12. yy da Batı’ya, 15. yy’da da Amerika’ya ağaç kurdu gibi yerleşen ve karargâh kuran Siyonizm ve zamanla ikisinin oluşturduğu Avengelizm yıllardır Amerikayı kıskacına almış ve bu gücü kullanarak  sıcak veya soğuk her metotla İslam’la savaşmaktadır.

 

Müslümanlar savunsa da savunmasa da Batı’da İslami çağ dışı ve sevgili peygamberimizi de gülünç ve aşağılayıcı gösteren Charlie Hebdo ve benzeri basın ve yayınlar sürekli İslam’a saldırmaktadırlar. Yine küfür öncüleri güvendiği ve kendilerine yardakçı olabileceklere eğitim veya silah vererek, tahrik ederek ortamı sürekli germektedirler.

Bilhassa Amerika’da ve Avrupa’da ideolojik barlarda, lobilerde yerli ve yabancılar için açılan çeşitli eğitim merkezlerinde fahişe veya parayla adam satın alarak devşirdikleri yardakçılara İslam’a saldırtmaktadırlar. Örneğin;

İngiltere’de yaşayan Hint asıllı İngiliz vatandaşı yazar Selman Rüşdi, 1988 de şeytan ayetleri adlı eseriyle Kur’an’a saygısızlık etmiştir. Bu cüretinden sonra İngiltere’de Yazarlar Birliği Başkanlığına getirilmiş ve yine ilk yüz düşünür arasına sokulmuştur. 

Fransa’da yaşayan Bangladeş asıllı feminist yazar Teslime Nesrin, 2007 de Cenneti annelerin ayakları altında gösteren İslam’ı da diğer dinler gibi kadın düşmanı göstererek iftira etmiştir.

Amerika’da Yahudi asıllı tüccar Sam Bacile’nin finansörlüğünde Mısır’lı Kıptilerden olan yönetmen Morris Sadekin çevirdiği 14.9.2012 tarihinde yayına giren “Müslümanların Masumiyeti” adlı filmle de Sevgili peygamberimizle alay edilmiştir.

Bunlarla da yetinmeyen azgınlar İslam ülkelerinden devşirdikleri ve yukarıdaki iftiracılara benzeyenleri büyük gürültülerle Hıristiyanlığa geçiş törenlerinin reklâmını yapmaktadırlar.

Batılılar Hz. İsa’yı ilahlaştırdıkları için ve de Hz. Peygamberimiz gibi büyük bir önderleri olmadığından aslında Batı dünyasından İslam’a saldıranlar gerçek İslam’ı da bilmiyorlar. Kur’an’ı hakkıyla araştırmadan Kur’an’a, sünneti araştırmadan da Hz. Peygamberimize saldırmakla kendilerini sıfırlamaktadırlar.

İslam’a karşı duydukları haset ve nefretlerinden dolayı İspanya’da kırmızı bayrağa saldıran boğalar gibi bunlar da “Kafalarında hayal ettikleri”  bir İslam’a saldırarak acınacak bir hale düşüyorlar. Hâlbuki objektif olarak İslam’ı araştırsalar belki kendileri de iman edebilirler.

Batıda bilim ve teknik çok ileri olsa da gerçekten istenen ve özlenen bir medeniyet o ülkelere tam anlamıyla hiç girememiştir. Zira

a) Orta çağda kendi içlerindeki iç savaşlar ve bilim adamlarına karşı engizisyon zulmü,

b) Sömürgecilik döneminde İslam coğrafyasını yağmalamaları,

c) Şimdi de Afrika’da Ortadoğu’da ve Asya’da işgal ve işkencelerle nice ana ve kuzularını ağlatmaktadırlar.

Haçlılar 20. yy başlarında Libya ve Cezayir’de ve daha sonra işgal ettikleri diğer İslam coğrafyasında namusunu kirlettikleri genç kızlarımızın “kurtar Allah’ım!” diye semalara doğru yankı yapan dua ve çığlıklarına karşı,  “çağırın da Muhammed gelip kurtarsın, o savaşçıydı” diye alay etmişlerdir.

İslam coğrafyasında ve başta İstanbul’da kiliselerin canları çalarken Batı’yı zifiri küfür karanlığına götüren öncüleri daracık dünyalarından bakarak Avrupa ve Amerika’da İslam’ın yayılmasını ve İslam âleminin Batıya karşı uyanışını hazmedemiyorlar. Hâlâ cami, minare, ezan, tesettüre ve çocuk sünnetine tahammül edememektedirler.

“Müslümanlar gitmeli, para ve mallarımız yalnız bize kalmalı, yarınlarımızdan emin olmalıyız”  diyen bu toplumların içinden elbette patlayan darı gibi bazı meczuplar ortaya atılarak her basitliği yapabilirler. Yılan ve akreplerin fıtratında ısırma olduğu gibi inkâr ve azgınlığın fıtratında da bu tür basitlikler olabilir.

Onlar Kur’an ve sünneti gözden düşürmek için çamur atıyor diye bizler de sevgi ve çaresizlik ikileminde deli gömleği giymiş gibi sokağa dökülüp vurup, kırarak, yakarak, kaos ortamında bir hayli mağdur ve mazlumu ölü vererek veya ilgisiz insanları öldürerek yüce peygamberi savunamayız.

Olsa olsa bozguncuların kendilerini haklı çıkarmak için nesillerine “bak gördünüz mü?” diye daha çok küçümseyeceği, her fırsatta fitne kusacağı manzarayı sergilemiş, hem de İslam’a leke getirmiş, Avrupa, Amerika ve benzeri yerlerde yaşayan güzide müslümanları da zor duruma düşürmüş oluruz.

Akabe bey’atına gelen kahraman sahabeler Hz. Peygamberimizi gözleri gibi korumaya söz verdikleri gibi biz de aynı sorumluluğu sürdürmek için bu tür saldırılara karşı yine ana kaynaklarımız olan Kur’an ve sünnet ışığında hareket ederek;

1) İslam ülkeleri, küstahlığın yapıldığı ülkelere nota vererek,

2) Âlimler  aydınlar yazarlar ve tüm İslam coğrafyasındaki diyanet işleri başkanları toplanıp çaresizlik psikolojisine girmeden  gerekli açıklamalar yaparak, seslerini yükseltmelidirler geçmiş ümmetlerde zulme karşı sesini çıkarmayan alimler de zalimlere dahil edilmiştir.zira;

Hud.116- Şimdi, sizden önceki devirlerden geri kalan akıl sahipleri, yeryüzünde fesat çıkarmaktan (insanları) alıkoysalardı ya! Fakat onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz kimseler pek azdır. Zulüm yapanlar ise kendilerine verilen refahın (lüks saltanatının) ardına düştüler ve hep mücrim, günahkâr oldular.

3) Tüm müslümanlar iğrenç olaylara karşı taşkınlığa girmeden buğuz ederek sevgili Peygamberimize karşı getirdikleri salâvatı fiilen yaşamış da olurlar.

4) Bu konuda Avrupa ve Amerika’nın en ünlü sanatçılarına “peygambere saygı ve minnet” filmleri çevirttirerek dünya çapında tebliğ yapılmalıdır.

5) Yukarıda ifade ettiğimiz Amerika’daki bazı yahudi tüccarların Mısırlı bir Kıpti’ye çevirttirdikleri fitne filmlerine sponsor oldukları gibi aynı yöntemle İslam coğrafyasındaki petrolü ihraç edenler de parayı göz kamaştırıcı köşklere harcayacaklarına biraz da bu tür tebliğe verseler çok hayırlı olur.

Bu konuda bir de Hz. Peygamberimizin uygulamalarına bakarsak;

1) Kendisine safa tepesinde saygısızlık eden Ebu Cehil’in kafasını Hz. Hamza’nın kırmasından değil de özellikle Hz. Hamza’nın iman etmesinden memnun kalacağını bildirmesi,

2) Ezanla alay edeni müezzin olarak alması, 

3) Hz. Ömer’in bazı azgınların işini bitirmek istediğinde Hz. Peygamberimizin “Dur, Ya Ömer!” diye durdurması ile taşkınlık yapan bir insanı cehenneme yollamaya değil de cennet namzedi yapmağa çalışması mantıken bizim de sokağa dökülme ve her suçluyu cehenneme itme değil de sabırla İslam’ı sevdirici ve iman ettirici örnek bir tavır sergilememize işaret etmiş olmaktadır.

 

Not: Bu konuda aşağıdaki ayetlere dikkat edersek Yüce Rabbimiz, sevgili elçisini ve takipçilerini üzücü olaylara karşı nasıl teselli ve inşa ettiği görülmektedir.

Yunus 65- Ey Resulüm, kâfirlerin (tekzip ve sana dil uzatmalarına dair) sözleri seni üzmesin. Muhakkak ki izzet (üstünlük), hep Allah’ındır. Allah (onların bütün söylediklerini) işiticidir, taşıdıkları niyetlerin hepsini bilicidir.

 

Enam 34- Andolsun senden önce gönderilen peygamberler yalanlandı da eziyet edilip yalanlanmalarına karşı sabrettiler. Nihayet kendilerine zaferimiz geldi. Allah’ın kelimelerini (vaadini) değiştirebilecek hiç bir kuvvet yoktur. Andolsun, gönderilen peygamberlere (yapılan muamelelere) ait haberlerin bir kısmı da sana geldi.

 

Nisa 46- Hazreti Peygamberin vasfına dair Tevrat’taki kelimeleri, konuldukları yerlerden değiştiren Yahudi’lerden bir kısmı, dillerini eğerek ve dine saldırarak şöyle derler: Sözünü işittik, emrine isyan ettik. Sen işit, biz seni dinlemeyiz, RAİNA; bizi gözet, bize çobanlık et! (Burada iki manaya gelen RAİNA kelimesini, Resulü Ekrem’e hakaret için ikinci manayı kastederek kullanıyorlardı.) Eğer onlar “ Dinledik, itaat ettik. İşit ve bize bak ” deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lânetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler.

 

Fussilet 43- (Ey Resulüm) sana, senden önceki peygamberlere söylenen küfür ve tekzipten başka bir şey söylenmiyor. Şüphe yok ki senin Rabbin, hem bir merhamet sahibidir, hem de acıklı bir azap sahibi.

 

Her şeye rağmen nasıl tebliğ yapacağı da aşağıdaki ayette bildirilmektedir.

 

Nahl 125- Ey Resulüm, insanları Kur’an’la, güzel söz ve nasihatle Rabbinin yoluna (İslam’a) davet et. Onlara karşı, en güzel olan bir mücadele ile mücadele yap. Şüphe yok ki Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir ve o, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.

 

Aşağıdaki birinci ayette gayrimüslimlerin kutsadıklarına dil uzatılmaması, ikinci ayette de onlar sataşsa da olumsuz bir karşılık verilmemesi istenmektedir.

 

Enam 108- Müşriklerin Allah’tan başka taptıkları putlara sövmeyin ki onlar cehaletle tecavüz ederek Allah’a sövmesinler. Her ümmete, böylece amellerini süslemişizdir. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O vakit, kendilerine, ne yapıyor olduklarını haber verecektir.

 

Furkan 63- Rahman’ın o kulları ki onlar yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürürler, cahiller kendilerine (hoşlanmadıkları bir) lâf attıkları zaman “Selâm” derler (sözün doğrusunu söylerler ve onlarla çatışmazlar).

 

Aşağıdaki ayette de müminlerin Hz. Peygamberimize olacak olan sevgilerinin derecesi ifade edilmektedir.

 

Ahzap 6- Peygamber, müminlere (her hususta) nefislerinden evlâdır…

 

Aşağıdaki ayette de Hz. Peygamberimize davranış veya sözle eziyet verenlerin cezası bildirilmektedir.

 

Ahzap 57- Şüphe yok ki Allah’a ve Resulüne eziyet verenlere, Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiştir (onları rahmetinden kovmuştur). Onlara, pek hor düşürücü bir azap da hazırlamıştır.

 

Asrısaadette başta Ebubekir ve diğer güzide sahabeler, kendileri de imanla ve güzel amellerle güzelleştikleri için Hz. Peygamberimizin güzelliğini görerek yüzünü ayın on beşinde parlayan aya benzetmişlerdir.

Kalbi şirk ve küfürle kirlenen ve günahlarla çirkinleşen Ebu Cehil ise Hz. Peygamberimize çok çirkin görünüyorsun demiştir. Hâlbuki aynaya bakar gibi Hz. Peygamberimize bakıp kendi çirkinliğini görmüştü.

Ebu Leheb’in hanımı Ümmü Cemil de Hz. Peygamberimizin geçtiği yollara köz ve diken serperek içlerindeki küfrü ve kini dışarı vurmuşlardı.

Bugün de onların kin yüklü zavallı torunları da onları takip etmektedirler.

Bize düşen görev onların bizi mahrum bırakmak istediği Kur’an ve sünnete daha çok sarılarak saldırganlara ilişmeden Kur’an ve sünnetin aydınlığını, aydınlanmaya susamış tüm kalplere yansıtmak olmalıdır. Çünkü Hz. Peygamberimiz Taif’te kendini taşlayanlara ve Uhut’ta dişini kıranlara beddua etmeyip onların hidayetini istediği gibi biz de bu sünnetini kahramanca yaşamalı ve yaşatmaya çalışmalıyız.

 

Sonuç olarak

 

Unutmayalım ki bulutlara köpeklerin havlaması ulaşmadığı ve altının veya gümüşün yere düşmekle değerlerinden hiçbir şey kaybetmediği gibi Hz. Peygamberimize dil uzatmak da onun değerini düşüremez.

Kur’an’a ve Hz. Peygamberimize dil uzatanlar Firavun, Nemrut,  Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi lanetle anılırlar, dünyada da ahirette de hiç itibarları olmaz.

Sevgili Peygamberimize minnet ve sevgi duyanlar ise milim milim onu takip ederek davasına güç verenler hep şerefle yaşayıp şerefle öldüler.

Sıra bizler de olduğuna göre bu şerefli davayı gelecek nesillere ulaştırmak için Yüce Rabbim bizleri de sevgili Resulünün ve aziz sahabelerinin izinden ayırmasın. Amin